Satın Alma Seçenekleri
Bu etkinlik , Tursab'a kayıtlı A 13122 lisans numaralı Workshopix Company Travel Agency aracılığıyla gerçekleşecektir.
Etkinlik Turizm Bakanlığı 21596 belge numaralı Stone House Natural Life otelde gerçekleşecektir.
Tarih: 27-30 Ağustos 2026
Yer: Stone House Natural Life
23.Doğa ve Felsefe Kampı | Yaza Veda - Ağustos
23.Doğa ve Felsefe Kampı'nda Buluşuyoruz!
Doğa ve Felsefe Kampı: Assos'ta deniz, kum ve güneşten fazlası için buluşuyoruz!
''Felsefenin başladığı benzersiz bir coğrafyada, kalbine, zihnine, kalbine ve bedenine yıllarca hatırlayacağın harika bir ödül ver!''
23. Doğa ve Felsefe kampında, yazın en güzel zamanında, Assos’ta doğa ve felsefe ile buluşmaya, hayatın karmaşasından biraz olsun uzaklaşıp, zihnini dinlendirecek ve seni tazeleyecek farklı bir deneyime hazır mısın?
Assos’un büyüleyici doğal güzellikleri arasında, yaşama, akla, bilgiye, aşka ve aslında insan dolayımında olan ne varsa hepsine dair unutulmaz bir zihinsel yolculuk yapmaya hazır olun. Konakladığımız orijinal taş evlerin otantik atmosferinde, eşsiz havanın ve denizin, yavaş akan zamanın dinginliğinin tadını çıkarın. Sabahları temiz havanın verdiği zindelikle uyanıp yeni güne yeni bir zihinsel bakış açısıyla başlayın.
Uzmanlar:
Prof.Dr.Halil Nalçaoğlu
Prof.Dr.Nilüfer Timsi
Doç.Dr.Zeynep Savaşçın
Dr.Öğretim Üyesi Maya Mandalinci
Sinan Pekşen
Nur Kokum
Program Akışı:
27 Ağustos günü saat 14:00 itibariyle Stone House Natural Life'da buluşmaya başlıyoruz. Saat 17:00'a kadar katılımcılarımızın girişleri olacaktır.
1.Gün - 27 Ağustos, Perşembe
14:00 - 17:00 | Karşılama, Yerleşme
18:30 - 19:00 | Gel Tanış Olalım: Tanışma Etkinliği
19:00 - 20:30 | Nur Kokum | Mekanlar, Mitler ve İnsan - Nur Kokum
20:30 | Akşam Yemeği
2.Gün - 28 Ağustos, Cuma
09:00 - 10:00 | Bahçede Sabah Kahvaltısı
10:30 - 12:00 | Dr.Öğretim Üyesi Maya Mandalinci | Dasein’ın nasılı: Hiçlik, Açıklık ve İhtimam
13:00 - 14:30 | Atölye Zamanı
14:30 - 18:00 | Serbest Zaman: Deniz, Kum, Güneş, Tarih ve Doğa
18:30 - 20:15 | Doç.Dr.Zeynep Savaşçın - Yurttaşlık, Sınır ve Nancy Fraser’da Sınır Mücadeleleri
20:30 | Akşam Yemeği & Sohbet Zamanı
3.Gün - 29 Ağustos, Cumartesi
09:00 - 10:00 | Bahçede Sabah Kahvaltısı
10:30 - 12:00 | Prof.Dr.Halil Nalçaoğlu | Felsefenin Ölümsüz Cümleleri İzinde Batı Metafiziğinin Akıl Serüveni
12:15 - 12:30 | Photo Shoot: Doğa ve İnsan Yarışma İçin Bilgilendirme
12:30 - 18:00 | Serbest Zaman: Deniz, Kum, Güneş, Tarih ve Doğa
18:30 - 20:15 |Prof.Dr.Nilüfer Timsi | Birlikte Oluşun Politikası: Donna Haraway, Posthümanizm ve Yeni Materyalizm
20:00 - 21:30 | Akşam Yemeği
21:30 - 00:00 | Photo Shoot Ödül & Canlı Müzik
4.Gün - 30 Ağustos, Pazar
09:00 - 10:00 | Bahçede Sabah Kahvaltısı
10:30 - 12:00 | Sinan Pekşen | Yolculuk Felsefesi
12:30 -13:00 | Veda Zamanı
Eğitmenler
Prof. Dr. Halil Nalçaoğlu:
1962 yılında Ankara’da doğdu. ODTÜ Sosyoloji Bölümü’nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde yüksek lisans, Massachusetts Üniversitesi’nde doktora çalışmalarını İletişim alanında tamamladı. Yayınları arasında “Medya ve Toplum İlişkisini Anlamak Üzere Bir Çerçeve,” “Modern Toplumlarda Sergileme Felsefesi ve Müzeler,” “Vatan: Toprağın Altı, Üstü ve Ötesi,” “Heterotopya, Koloni ve Öteki Mekanlar: Michel Foucault’nun Kısa Bir Metni Üzerine Düşünceler,” “İmparatorluk’ta İletişim, İyimserlik ve İnandırıcılık Sorunları,” “Gençlik ve Yeni Toplumsal İletişim Ethos’u: Yanılsamalar, Bulgular ve Spekülasyonlar,” “Internet ve Görselin İmhası: İnternet İçeriğini Analiz Etmek İçin Kuramsal Model Arayışları,” “Arşivselliğin Kapanışı: Toplumsal Hafıza ve Arşiv Olarak Internet,” “Yapay Zeka Tartışmaları ve ‘Tersine Modelleme’: İnsanlar Gelecekte Makineler Gibi Düşünebilecek Mi?” makaleleri ve Kültürel Farkın Yapısökümü kitabı sayılabilir. 2000 yılından itibaren UNICEF, TUBITAK, Avrupa Komisyonu Sivil Toplum Geliştirme Projesi, UNDP GEF-SGP, Ipsos ve İstanbul Bilgi Üniversitesi için farklı toplumsal araştırma projeleri tasarım ve koordinasyonunu üstlenen Halil Nalçaoğlu, İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi, Medya ve İletişim Sistemleri Lisans ve Yüksek Lisans Programlarının koordinatörlüğünü üstlendi. 2011-2023 yılları arasında İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi dekanlığı görevini yürüttü. Halen aynı üniversitede öğretim üyesi ve İstanbul İletişim Enstitüsü kurucu direktörüdür.
Prof. Dr. Nilüfer Timsi Nalçaoğlu
Prof. Dr. Nilüfer Timisi Nalçaoğlu, 1986 yılında Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo‑Televizyon ve Sinema Bölümünden mezun olmuş, daha sonra aynı alanda eğitimine devam ederek 1999 yılında doktora derecesini kazanmıştır . Akademik kariyerine 1988‑1999 yılları arasında Ankara Üniversitesi’nde araştırma görevlisi ve yardımcılığıyla başlayan Nalçaoğlu, 2001’den itibaren İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo‑Televizyon ve Sinema Bölümünde öğretim üyeliği görevine ilerlemiş, 2011 yılında profesör unvanını almıştır (). Uzmanlık alanları arasında medya teknolojileri, toplumsal cinsiyet çalışmaları, dijital medya ve kültürel iletişim konuları yer almakta; bu alanlarda 47 yayın gerçekleştirmiş, 12 projede yer almış ve 38 lisansüstü tez danışmanlığı yapmıştır . Ayrıca UNESCO Türkiye Milli Komisyonu’nun “Kültürel İfadelerin Çeşitliliği” ihtisas komitesinde çeşitli dönemlerde görev almış, İLEDAK (İletişim Araştırmaları Derneği) Ölçütler Komisyonu Başkanlığı yapmıştır . Günümüzde İstanbul Üniversitesi’nde Radyo‑Televizyon Ana Bilim Dalı Başkanlığı görevini sürdürmekte olan Prof. Dr. Timisi Nalçaoğlu, iletişim alanındaki akademik çalışmaları, toplumsal cinsiyet ve medya üzerine özgün yayınlarıyla tanınmaktadır.
Doç.Dr. Zeynep Savaşçın
2003 yılında Galatasaray Üniversitesi’nde Felsefe alanındaki ilk yüksek lisansını, 2003-2004 yılları arasında École des Hautes Etudes en Sciences Sociales - Paris’de Siyaset Çalışmaları-Felsefe alanındaki ikinci yüksek lisansını tamamladı. 2017 yılında yine École des Hautes Etudes en Sciences Sociales - Paris’de “De la publicité kantienne à l’éthicité hégélienne: Raison et vie des normes” (“Kantçı Kamusallıktan Hegelci Etik Yaşama, Normların Hikmeti ve Yaşamı”) konulu tezini savunarak doktor ünvanı aldı. 2001 yılından bu yana çalıştığı Galatasaray Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde siyaset felsefesi, hukuk felsefesi ve etik alanlarında dersler vermektedir. Aynı alanda ulusal ve uluslararası yayınlar yapmıştır. Kant ve Hegel felsefeleri üzerine Fransızca ve Türkçe makalelerinin yanı sıra Rousseau, Axel Honneth, Şeyla Benhabib, Hartmut Rosa ve doktora hocası Marcel Gauchet üzerine çalışmaları bunlar arasında sayılabilir. Ayrıca Marcel Gauchet’nin makalelerinden oluşan Yurttaşını Arayan Demokrasi adlı eseri derlemiş ve çevirmiştir.
Dr.Öğretim Üyesi Maya Mandalinci
İstanbul, 1989 doğumludur. Üsküdar Amerikan Lisesi’nde öğrenim görmüştür. Lisans ve Yüksek Lisans eğitimini Boğaziçi Üni. Felsefe Bölümü’nde tamamlamış olup Doktora derecesini ODTÜ Felsefe Bölümü’nden “Ölümün Felsefi Önemi: Hegel ve Heidegger’in Rekonstrüktif bir Yorumu” başlıklı teziyle almıştır. Güncel çalışmalarında yaşam-ölüm ilişkisi, varoluşçuluk, estetik, fenomenoloji, kaygı, özgür irade ve biyoetik gibi çeşitli konulara odaklanmaktadır. İstanbul Topkapı Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde öğretim üyesidir. YouTube’da içerik üreten Pratik Felsefe Topluluğu’nun kurucu üyeleri arasındadır.
Nur Kokum | Klasik arkeolog ve deneyimsel anlatı tasarımcısı.
2002 yılında Adnan Menderes Üniversitesi Arkeoloji Bölümü’nden mezun oldu. Mezuniyetinin ardından yolu uzun yıllar özel sektöre, satış ve pazarlama dünyasına uzandı.
Ancak arkeoloji ve mitolojiyle kurduğu bağ hiçbir zaman kopmadı; aksine zamanla derinleşti. Bugün, bu iki hattı bir araya getirerek mitoloji, arkeoloji ve sanat ekseninde deneyimsel anlatılar tasarlıyor; antik coğrafyaların hikâyelerini bugünün insan deneyimiyle buluşturuyor. Bu anlatılarda amaç, geçmişi aktarmak değil; o coğrafyalarda yaşamış insanların hikâyeleri üzerinden bugünün insanına düşünme ve hissetme alanı açmak. Arkeoloji ve mitoloji üzerine çalışmalarını @arkeoloji.mitoloji Instagram hesabı üzerinden sürdürmeye devam ediyor.
Antik kentleri gezmiyor, katman katman okuyor ve birlikte okutuyor.
Sinan Pekşen
Genel teamülün aksine ağlayarak gelmedi o bu dünyaya. O, sessiz sedasız, gözleri ve ağzı kapalı fırlatılmıştı Heidegger’in işaret ettiği gibi. Klişeleşmiş doğum anı için bu durum çok uygunsuz ve aykırıydı ilk bakışta. Ölü doğduğu hissine kapılan doktor, ciğerlerinin açılmasıyla nefes almasını sağlamak için küçük ve kırmızı kıçına şaplak atmaktan tam vaz geçmek üzereydi ki Aristoteles’in Phronesis kategorisindeki bilgeliğinden epey yüksek bir pay almış deneyimli bir hemşirenin, zavallı doktorun elinden can havliyle onu alıp kurbanlık tavuk gibi iki bacağından baş aşağı tutarak, Ankara’nın o soğuk musluk suyunun altına sokmasıyla ağzını ve gözlerini ilk kez ve ölene dek kapatmamak üzere açtı. 70’li yılların başıydı, Boğaziçi Köprüsü açılmadan önce, 12 Mart Muhtırası verildikten hemen sonra, arada bir yerlerde doğmuştu işte. Yollar, köprüler yapmanın uygarlık olduğu masalı tabana yayılmamıştı henüz ama gücün kimde olduğu mesajı gayet net aktarılmıştı ışığı sağda veya solda arayanlarla Nietzsche’nin sürü ahlakına sahip arada kalmış yığınlara. Bu “arada kalmışlık hali” üzerinde doğduğu coğrafyanın kaderi gibi hayatın her döneminde kendini gösterecekti.
80’li, 90’lı yıllar ergenliğine ve gençliğine şekil veren açılım yıllarıydı. Türkiye kapitalist ve liberal dünyaya, çocuk da yeni ve rekabetçi bir hayata açılıyordu. Siyah beyaz tek kanallı televizyonun çok renkli, çok kanallı hale dönüşmesi gibi mahallenin devlet ilkokulundan mezun olup Ankara Koleji’ne geçişi de renkli oldu. Okulun ücretini karşılayamayacağını düşünen memur babası oğlanı okula kaydettirmek için üç gün üç gece uyumadı, hesap yaptı, 78 model Renault’sunu sattı ve sonunda Adana’lı ilkokul öğretmeninin fazlaca “açık sözlü” sert silkelemesi ile sonunda ikna olup, ileride akademik anlamda babasını hiç üzmeyecek bu çocuğu koleje kaydettirdi. Ancak baba tipik bir Cumhuriyet Yurttaşı idi ve modern düşüncenin emrettiği üzere fizik, kimya, biyoloji ve benzeri doğa bilimleri dışında hiçbir bilginin “gerçek” ve “değerli” ve hatta “önemli” olmadığı yönünde ciddi ve taş gibi sert fikirleri vardı. Sessizce dünyaya gelen bu çocuk, yeni hayatının yeni “değerlerini” de böylece sessizce kabul etti. Pozitif bilimleri sevdi. Arabaların, uçakların, doğa belgesellerinin (ve en çok da Jacques-Yves Cousteau’nun televizyonda haftada bir yayınlanan, denizlerin altında, o zaman kadar kimsenin bilmediği o büyülü yaşamı zihinlerimize kazıyan video-belgeselin) kişiliğini karakterize edecek en önde gelen ve en derin ilgi alanları olduğunu uzun yıllar sonra fark edecekti. Yaşadığı apartmanda 1. katta oturan arkadaşı Ali’nin akademisyen babasının abone olup yurtdışından posta ile getirttiği İngilizce yayınlanan ve muhteşem fotoğraflarla dolu kuşe kâğıda renkli baskılı National Geographic dergisini getiren postacıyı, arkadaşı ile apartmanın dış kapısının önünde heyecanla ve sabırsızca beklerdi. Yaz akşamlarında mahalleden üç beş oğlanla bir duvarın üstünde oturur, kutu kola içer, dünyayı kurtarırlardı. Modernin bütün büyük anlatılarına kalpten destek verir, yerel değil evrensel olanın peşinde koşmak gerektiğine inanırdı. Gerçek tekti, herkes için her zaman geçerli olanın dışında herhangi bir “değer” yoktu. Gerçek bilgi sadece bilimsel olandı. Saftı ve lekesiz günlerdi.
ODTÜ kazanılmış, havacılık uçak falan mühendisi olunmuş, yetmemiş yüksek lisans bitmiş, doktoraya başlanmış 2000’li yılların kapısı çalınmıştı. Post-modern genelde ülkenin, özelde yaşantısının sınırlarından içeri girmişti artık. İlk etkisini mühendislik doktorasına elveda demekle gösterdi. Yetmedi Ankara’ya ve mühendislik kariyerine de veda etti. Bu kez İstanbul’da, yeni bir hayat kurulması gerekiyordu. O da öyle yaptı.
Post-modern olmayı reddedip moderni kıyasıya eleştiren Jean Baudrillard 2007 yılında öldüğünde geriye toplumların gerçeklik algısını sorguladığı “Simülakrlar ve Simülasyon”, tüketim kültürünün ipliğini pazara çıkardığı “Tüketim Toplumu” adlı kitaplarını bıraktı. Sinan ise evlenmiş ve iki yaşında bir kız çocuğu olmuştu. Bir nehir gibi dolu dizgin akan, mavi ve yeşil bir danstı kızı. Hep de öyle kalacak.
Dibine kadar simülasyona batmış bir halde, simülakrlara taparak ve tüketimin uyuşturan hazzı içinde profesyonel yaşamında yukarı doğru, kendisinin sözde en iyi versiyonuna ulaşmak için kendi zirvesine hızla ve hazla hoplaya zıplaya tırmanmakla meşguldü. Şimdilerde geriye bakınca “Baudrillard haklıymış” diyor. Nietszche’nin orta çağ Avrupa’sının sürü ahlakı 21. Yüzyıl’da Baudrillard’ın toplumsalın ve öznenin yok oluşuna dönüşmüşken o da kendini gerçekleştirmenin ne demek olduğu üzerine düşünmeye başlamıştı. Diyalektik iş başındaydı ve kısa süre sonra, önce yavaş yavaş sonra birdenbire olanlar olacaktı. İçinde bilimsel ve evrensel olana sadakati koruyarak insani olana, Protogoras’ın “İnsan her şeyin ölçüsüdür.” dediği o yerel ve göreli dünyalara yöneldi.
Pek çok organizasyonda orta ve üst düzey yöneticilik yaptı. Genel Müdür, Yönetim Kurulu Üyesi veya ekip arkadaşı olmak arasında bir fark görmedi. Hepsi ama hepsi birer mitti ve mitler onu kendi yolculuğuna eninde sonunda çıkaracaktı. Öyle de oldu. Kendi şirketini kurdu. Birlikte üretebilmek, üretileni gerçek, gerçeği anlamlı kılacak işler yapmaya önem verdi. Kimi zaman düştü kimi zaman kalktı ama öğrenmekten, düşünmekten, düşündüğünü paylaşmaktan hiç vaz geçmedi. Felsefe yaşamının tutkusu olmakla kalmamış, tıpkı Kant’ı dogmatik uykusundan uyandıran David Hume gibi, felsefe de onu yeni bir şafağa uyandırmıştı.
Felsefe, ona doğa bilimlerinin tarif ettiği dünyanın eksik taraflarını görmesine, ve hatta tamamlamasına olanak verdi. İnsanın dış dünya ile içindeki dünyanın arasında kalan sıkışmışlığına, o başlangıçtan beri var olan “arada kalma haline” korkmadan, cesurca ve aşkla bakabilmesini sağladı. İhsan Oktay Anar’ın dediği gibi: “…dünyadaki en büyük mutluluk bu Dünya’nın şahidi olmaktı.”
Bugün o artık, Nietszche’nin “Amor Fati” derken hissettiğine benzer bir sükûnet ve içinden gelen mutedil bir güçle, bugün onu o yapan binlerce yıllık yaşanmışlığın altında ezilmeden, geleceğin “değerlerini” yaratabilmekten başka bir anlam aramıyor. Bağlam yaşamakta ise anlam da sadece insandadır.
Sinan’ın tek kimliği insan olmaktır.
Oda Seçenekleri ve Fiyatlar:
Fiyatlara Dahil Olan Hizmetler :
4 gün 3 gece konaklama, tüm programlar, atölyeler, konaklama, kahvaltı ve akşam yemekleri. Seyahat Sağlık Sigortası. Akşam yemeklerinde her güne özel bir menü hazırlanmaktadır.
Tek kişilik , 2 kişilik odalarda konaklama mevcuttur. Konaklamalarımız Stone House Natural Taş evlerde gerçekleştirilmektedir. Taş evlerin konseptleri ve oda sayıları değişkenlik göstermektedir. Bazı taş evlerde iki farklı odanın ortak banyo kullanımı bulunmaktadır.
Fiyatlara Dahil Olmayan Hizmetler:
Kamp yerine ve Assos'a ulaşım, yemeklerdeki su harici içecekler, öğle yemekleri.
Kamp ücretleri:
Aşağıdaki tabloda yer almaktadır.
Ulaşım Hakkında Bilgi:
Assos Balabanlı'ya gelmek için Ayvacık terminaline otobüsle indikten sonra minibüsler aracılığıyla ya da taksiyle köye ulaşabilirsiniz. Küçükkuyu terminalinden sadece taksi ile ulaşım mümkündür.
Konaklama Yeri: Stone House Natural Life | Balabanlı Köyü
Assos'a 12km mesafede Balabanlı köyü içinde doğal yaşam ! süt, yumurta, zeytinyağı ve samimi insanları rahatlıkla bulabileceğiniz gerçek kuzeyege köy hayatı deneyimi sizi bekliyor. Balabanlı Köyü, Assos Antik Kentine, Kadırga Koyuna, Apollon Syminthion'a 20 dk. Adatepe ve Zeus Altarına 40 dk. uzaklıkta konumlanmış doğası ve eşsiz manzarası ile Assos'un en keyifli köylerinden biri.
Behramkale, Adatepe, Yeşilyurt, Şirince gibi popüler olmamış sokaklarında tavukların gezdiği, nufusu genelde yaşlı ninelerden oluşan sahile 4 km, Assos Antik Kent'e 9 km mesafede ardışık taş evlerden oluşan orjinalliği korunmuş sessiz sakin kendi halinde bir komün hayatı yaşanan bir köydeyiz. Balabanlı’da yaşam köylüler ile birlikte devam eder taze doğal köy ürünlerini ve bizce daha önemlisi samimi insanları rahatlıkla bulabileceğiniz etkileşim kurabileceğiniz gerçek kuzeyege köy hayatı deneyimini hissedersiniz. Meraları, yayları ve ovalarından enfes gündoğumu, günbatımını ki asya kıtasında güneş en son burada batar ve geceleri gökyüzündeki yıldızları çıplak gözle izleyebilirsiniz.
Mekân
Konaklamalarımızın gerçekleştiği hepsi birbirinden farklı büyklüklerde ve karakteristik özellikler taşıyan müstakil minik taş evler köyün sokakları içinde birlerine en fazla 10-15 metre mesaferlerde olup doğal köy hayatını birebir yaşamanızı köy dokusunu hissetmenizi sağlar, diğer konaklama ve yeme, içme program aktivitelerimizin yapıldığı ana binamız ise 2 taş evin birleşiminden oluşmuştur. İlk binanın midilli adasından gelen rum taş ustaları tarafından 100 yıl önce yapıldığı tahmin ediliyor, İkinci bina ise 1971 yılında evin oğlu evleneceği için yapılmış gelin damat yıllarca bu evde yaşamıştır, Kepi stili yöresel kesme ve yığma taş kullanılmıştır. 2018 yılında aslına sadık kalınarak restorasyondan geçmiştir. 350m2 özel çim alan izole bahçesi vardır, dileyen misafirlerimiz bahçede spor, yoga, retreat, küp ve testi boyama aktiviteleri yapabilir, köy civarında bisiklete binebilir, doğa yürüyüşü yapabilirler.
Mutfağımız
büyük çoğunluğu %100 naturel olarak köyümüzden yada civar köylerden temin edilen ürünler ile hazırlanan yemeklerimiz, mezelerimiz ve kahvaltılarımız endüstriyel mutfak ekipmanları ile üretilmez herkese açık şeffaf anne mutfağından günlük ve taze olarak hazırlanır, yine klasik otel menüleri gibi açık büfeden değil ticari kaygılardan uzak zengin ve bol çeşit ile tencereden sofraya direk sunulur.
**Katılım ve detaylı bilgi için sağ alt köşedeki workshopix mesaj gönder kutusunu kullanabilirsiniz.
Tarih: 27-30 Ağustos 2026
Yer: Stone House Natural Life
23.Doğa ve Felsefe Kampı | Yaza Veda - Ağustos
23.Doğa ve Felsefe Kampı'nda Buluşuyoruz!
Doğa ve Felsefe Kampı: Assos'ta deniz, kum ve güneşten fazlası için buluşuyoruz!
''Felsefenin başladığı benzersiz bir coğrafyada, kalbine, zihnine, kalbine ve bedenine yıllarca hatırlayacağın harika bir ödül ver!''
23. Doğa ve Felsefe kampında, yazın en güzel zamanında, Assos’ta doğa ve felsefe ile buluşmaya, hayatın karmaşasından biraz olsun uzaklaşıp, zihnini dinlendirecek ve seni tazeleyecek farklı bir deneyime hazır mısın?
Assos’un büyüleyici doğal güzellikleri arasında, yaşama, akla, bilgiye, aşka ve aslında insan dolayımında olan ne varsa hepsine dair unutulmaz bir zihinsel yolculuk yapmaya hazır olun. Konakladığımız orijinal taş evlerin otantik atmosferinde, eşsiz havanın ve denizin, yavaş akan zamanın dinginliğinin tadını çıkarın. Sabahları temiz havanın verdiği zindelikle uyanıp yeni güne yeni bir zihinsel bakış açısıyla başlayın.
Uzmanlar:
Prof.Dr.Halil Nalçaoğlu
Prof.Dr.Nilüfer Timsi
Doç.Dr.Zeynep Savaşçın
Dr.Öğretim Üyesi Maya Mandalinci
Sinan Pekşen
Nur Kokum
Program Akışı:
27 Ağustos günü saat 14:00 itibariyle Stone House Natural Life'da buluşmaya başlıyoruz. Saat 17:00'a kadar katılımcılarımızın girişleri olacaktır.
1.Gün - 27 Ağustos, Perşembe
14:00 - 17:00 | Karşılama, Yerleşme
18:30 - 19:00 | Gel Tanış Olalım: Tanışma Etkinliği
19:00 - 20:30 | Nur Kokum | Mekanlar, Mitler ve İnsan - Nur Kokum
20:30 | Akşam Yemeği
2.Gün - 28 Ağustos, Cuma
09:00 - 10:00 | Bahçede Sabah Kahvaltısı
10:30 - 12:00 | Dr.Öğretim Üyesi Maya Mandalinci | Dasein’ın nasılı: Hiçlik, Açıklık ve İhtimam
13:00 - 14:30 | Atölye Zamanı
14:30 - 18:00 | Serbest Zaman: Deniz, Kum, Güneş, Tarih ve Doğa
18:30 - 20:15 | Doç.Dr.Zeynep Savaşçın - Yurttaşlık, Sınır ve Nancy Fraser’da Sınır Mücadeleleri
20:30 | Akşam Yemeği & Sohbet Zamanı
3.Gün - 29 Ağustos, Cumartesi
09:00 - 10:00 | Bahçede Sabah Kahvaltısı
10:30 - 12:00 | Prof.Dr.Halil Nalçaoğlu | Felsefenin Ölümsüz Cümleleri İzinde Batı Metafiziğinin Akıl Serüveni
12:15 - 12:30 | Photo Shoot: Doğa ve İnsan Yarışma İçin Bilgilendirme
12:30 - 18:00 | Serbest Zaman: Deniz, Kum, Güneş, Tarih ve Doğa
18:30 - 20:15 |Prof.Dr.Nilüfer Timsi | Birlikte Oluşun Politikası: Donna Haraway, Posthümanizm ve Yeni Materyalizm
20:00 - 21:30 | Akşam Yemeği
21:30 - 00:00 | Photo Shoot Ödül & Canlı Müzik
4.Gün - 30 Ağustos, Pazar
09:00 - 10:00 | Bahçede Sabah Kahvaltısı
10:30 - 12:00 | Sinan Pekşen | Yolculuk Felsefesi
12:30 -13:00 | Veda Zamanı
Eğitmenler
Prof. Dr. Halil Nalçaoğlu:
1962 yılında Ankara’da doğdu. ODTÜ Sosyoloji Bölümü’nden mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde yüksek lisans, Massachusetts Üniversitesi’nde doktora çalışmalarını İletişim alanında tamamladı. Yayınları arasında “Medya ve Toplum İlişkisini Anlamak Üzere Bir Çerçeve,” “Modern Toplumlarda Sergileme Felsefesi ve Müzeler,” “Vatan: Toprağın Altı, Üstü ve Ötesi,” “Heterotopya, Koloni ve Öteki Mekanlar: Michel Foucault’nun Kısa Bir Metni Üzerine Düşünceler,” “İmparatorluk’ta İletişim, İyimserlik ve İnandırıcılık Sorunları,” “Gençlik ve Yeni Toplumsal İletişim Ethos’u: Yanılsamalar, Bulgular ve Spekülasyonlar,” “Internet ve Görselin İmhası: İnternet İçeriğini Analiz Etmek İçin Kuramsal Model Arayışları,” “Arşivselliğin Kapanışı: Toplumsal Hafıza ve Arşiv Olarak Internet,” “Yapay Zeka Tartışmaları ve ‘Tersine Modelleme’: İnsanlar Gelecekte Makineler Gibi Düşünebilecek Mi?” makaleleri ve Kültürel Farkın Yapısökümü kitabı sayılabilir. 2000 yılından itibaren UNICEF, TUBITAK, Avrupa Komisyonu Sivil Toplum Geliştirme Projesi, UNDP GEF-SGP, Ipsos ve İstanbul Bilgi Üniversitesi için farklı toplumsal araştırma projeleri tasarım ve koordinasyonunu üstlenen Halil Nalçaoğlu, İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi, Medya ve İletişim Sistemleri Lisans ve Yüksek Lisans Programlarının koordinatörlüğünü üstlendi. 2011-2023 yılları arasında İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi dekanlığı görevini yürüttü. Halen aynı üniversitede öğretim üyesi ve İstanbul İletişim Enstitüsü kurucu direktörüdür.
Prof. Dr. Nilüfer Timsi Nalçaoğlu
Prof. Dr. Nilüfer Timisi Nalçaoğlu, 1986 yılında Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo‑Televizyon ve Sinema Bölümünden mezun olmuş, daha sonra aynı alanda eğitimine devam ederek 1999 yılında doktora derecesini kazanmıştır . Akademik kariyerine 1988‑1999 yılları arasında Ankara Üniversitesi’nde araştırma görevlisi ve yardımcılığıyla başlayan Nalçaoğlu, 2001’den itibaren İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo‑Televizyon ve Sinema Bölümünde öğretim üyeliği görevine ilerlemiş, 2011 yılında profesör unvanını almıştır (). Uzmanlık alanları arasında medya teknolojileri, toplumsal cinsiyet çalışmaları, dijital medya ve kültürel iletişim konuları yer almakta; bu alanlarda 47 yayın gerçekleştirmiş, 12 projede yer almış ve 38 lisansüstü tez danışmanlığı yapmıştır . Ayrıca UNESCO Türkiye Milli Komisyonu’nun “Kültürel İfadelerin Çeşitliliği” ihtisas komitesinde çeşitli dönemlerde görev almış, İLEDAK (İletişim Araştırmaları Derneği) Ölçütler Komisyonu Başkanlığı yapmıştır . Günümüzde İstanbul Üniversitesi’nde Radyo‑Televizyon Ana Bilim Dalı Başkanlığı görevini sürdürmekte olan Prof. Dr. Timisi Nalçaoğlu, iletişim alanındaki akademik çalışmaları, toplumsal cinsiyet ve medya üzerine özgün yayınlarıyla tanınmaktadır.
Doç.Dr. Zeynep Savaşçın
2003 yılında Galatasaray Üniversitesi’nde Felsefe alanındaki ilk yüksek lisansını, 2003-2004 yılları arasında École des Hautes Etudes en Sciences Sociales - Paris’de Siyaset Çalışmaları-Felsefe alanındaki ikinci yüksek lisansını tamamladı. 2017 yılında yine École des Hautes Etudes en Sciences Sociales - Paris’de “De la publicité kantienne à l’éthicité hégélienne: Raison et vie des normes” (“Kantçı Kamusallıktan Hegelci Etik Yaşama, Normların Hikmeti ve Yaşamı”) konulu tezini savunarak doktor ünvanı aldı. 2001 yılından bu yana çalıştığı Galatasaray Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde siyaset felsefesi, hukuk felsefesi ve etik alanlarında dersler vermektedir. Aynı alanda ulusal ve uluslararası yayınlar yapmıştır. Kant ve Hegel felsefeleri üzerine Fransızca ve Türkçe makalelerinin yanı sıra Rousseau, Axel Honneth, Şeyla Benhabib, Hartmut Rosa ve doktora hocası Marcel Gauchet üzerine çalışmaları bunlar arasında sayılabilir. Ayrıca Marcel Gauchet’nin makalelerinden oluşan Yurttaşını Arayan Demokrasi adlı eseri derlemiş ve çevirmiştir.
Dr.Öğretim Üyesi Maya Mandalinci
İstanbul, 1989 doğumludur. Üsküdar Amerikan Lisesi’nde öğrenim görmüştür. Lisans ve Yüksek Lisans eğitimini Boğaziçi Üni. Felsefe Bölümü’nde tamamlamış olup Doktora derecesini ODTÜ Felsefe Bölümü’nden “Ölümün Felsefi Önemi: Hegel ve Heidegger’in Rekonstrüktif bir Yorumu” başlıklı teziyle almıştır. Güncel çalışmalarında yaşam-ölüm ilişkisi, varoluşçuluk, estetik, fenomenoloji, kaygı, özgür irade ve biyoetik gibi çeşitli konulara odaklanmaktadır. İstanbul Topkapı Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde öğretim üyesidir. YouTube’da içerik üreten Pratik Felsefe Topluluğu’nun kurucu üyeleri arasındadır.
Nur Kokum | Klasik arkeolog ve deneyimsel anlatı tasarımcısı.
2002 yılında Adnan Menderes Üniversitesi Arkeoloji Bölümü’nden mezun oldu. Mezuniyetinin ardından yolu uzun yıllar özel sektöre, satış ve pazarlama dünyasına uzandı.
Ancak arkeoloji ve mitolojiyle kurduğu bağ hiçbir zaman kopmadı; aksine zamanla derinleşti. Bugün, bu iki hattı bir araya getirerek mitoloji, arkeoloji ve sanat ekseninde deneyimsel anlatılar tasarlıyor; antik coğrafyaların hikâyelerini bugünün insan deneyimiyle buluşturuyor. Bu anlatılarda amaç, geçmişi aktarmak değil; o coğrafyalarda yaşamış insanların hikâyeleri üzerinden bugünün insanına düşünme ve hissetme alanı açmak. Arkeoloji ve mitoloji üzerine çalışmalarını @arkeoloji.mitoloji Instagram hesabı üzerinden sürdürmeye devam ediyor.
Antik kentleri gezmiyor, katman katman okuyor ve birlikte okutuyor.
Sinan Pekşen
Genel teamülün aksine ağlayarak gelmedi o bu dünyaya. O, sessiz sedasız, gözleri ve ağzı kapalı fırlatılmıştı Heidegger’in işaret ettiği gibi. Klişeleşmiş doğum anı için bu durum çok uygunsuz ve aykırıydı ilk bakışta. Ölü doğduğu hissine kapılan doktor, ciğerlerinin açılmasıyla nefes almasını sağlamak için küçük ve kırmızı kıçına şaplak atmaktan tam vaz geçmek üzereydi ki Aristoteles’in Phronesis kategorisindeki bilgeliğinden epey yüksek bir pay almış deneyimli bir hemşirenin, zavallı doktorun elinden can havliyle onu alıp kurbanlık tavuk gibi iki bacağından baş aşağı tutarak, Ankara’nın o soğuk musluk suyunun altına sokmasıyla ağzını ve gözlerini ilk kez ve ölene dek kapatmamak üzere açtı. 70’li yılların başıydı, Boğaziçi Köprüsü açılmadan önce, 12 Mart Muhtırası verildikten hemen sonra, arada bir yerlerde doğmuştu işte. Yollar, köprüler yapmanın uygarlık olduğu masalı tabana yayılmamıştı henüz ama gücün kimde olduğu mesajı gayet net aktarılmıştı ışığı sağda veya solda arayanlarla Nietzsche’nin sürü ahlakına sahip arada kalmış yığınlara. Bu “arada kalmışlık hali” üzerinde doğduğu coğrafyanın kaderi gibi hayatın her döneminde kendini gösterecekti.
80’li, 90’lı yıllar ergenliğine ve gençliğine şekil veren açılım yıllarıydı. Türkiye kapitalist ve liberal dünyaya, çocuk da yeni ve rekabetçi bir hayata açılıyordu. Siyah beyaz tek kanallı televizyonun çok renkli, çok kanallı hale dönüşmesi gibi mahallenin devlet ilkokulundan mezun olup Ankara Koleji’ne geçişi de renkli oldu. Okulun ücretini karşılayamayacağını düşünen memur babası oğlanı okula kaydettirmek için üç gün üç gece uyumadı, hesap yaptı, 78 model Renault’sunu sattı ve sonunda Adana’lı ilkokul öğretmeninin fazlaca “açık sözlü” sert silkelemesi ile sonunda ikna olup, ileride akademik anlamda babasını hiç üzmeyecek bu çocuğu koleje kaydettirdi. Ancak baba tipik bir Cumhuriyet Yurttaşı idi ve modern düşüncenin emrettiği üzere fizik, kimya, biyoloji ve benzeri doğa bilimleri dışında hiçbir bilginin “gerçek” ve “değerli” ve hatta “önemli” olmadığı yönünde ciddi ve taş gibi sert fikirleri vardı. Sessizce dünyaya gelen bu çocuk, yeni hayatının yeni “değerlerini” de böylece sessizce kabul etti. Pozitif bilimleri sevdi. Arabaların, uçakların, doğa belgesellerinin (ve en çok da Jacques-Yves Cousteau’nun televizyonda haftada bir yayınlanan, denizlerin altında, o zaman kadar kimsenin bilmediği o büyülü yaşamı zihinlerimize kazıyan video-belgeselin) kişiliğini karakterize edecek en önde gelen ve en derin ilgi alanları olduğunu uzun yıllar sonra fark edecekti. Yaşadığı apartmanda 1. katta oturan arkadaşı Ali’nin akademisyen babasının abone olup yurtdışından posta ile getirttiği İngilizce yayınlanan ve muhteşem fotoğraflarla dolu kuşe kâğıda renkli baskılı National Geographic dergisini getiren postacıyı, arkadaşı ile apartmanın dış kapısının önünde heyecanla ve sabırsızca beklerdi. Yaz akşamlarında mahalleden üç beş oğlanla bir duvarın üstünde oturur, kutu kola içer, dünyayı kurtarırlardı. Modernin bütün büyük anlatılarına kalpten destek verir, yerel değil evrensel olanın peşinde koşmak gerektiğine inanırdı. Gerçek tekti, herkes için her zaman geçerli olanın dışında herhangi bir “değer” yoktu. Gerçek bilgi sadece bilimsel olandı. Saftı ve lekesiz günlerdi.
ODTÜ kazanılmış, havacılık uçak falan mühendisi olunmuş, yetmemiş yüksek lisans bitmiş, doktoraya başlanmış 2000’li yılların kapısı çalınmıştı. Post-modern genelde ülkenin, özelde yaşantısının sınırlarından içeri girmişti artık. İlk etkisini mühendislik doktorasına elveda demekle gösterdi. Yetmedi Ankara’ya ve mühendislik kariyerine de veda etti. Bu kez İstanbul’da, yeni bir hayat kurulması gerekiyordu. O da öyle yaptı.
Post-modern olmayı reddedip moderni kıyasıya eleştiren Jean Baudrillard 2007 yılında öldüğünde geriye toplumların gerçeklik algısını sorguladığı “Simülakrlar ve Simülasyon”, tüketim kültürünün ipliğini pazara çıkardığı “Tüketim Toplumu” adlı kitaplarını bıraktı. Sinan ise evlenmiş ve iki yaşında bir kız çocuğu olmuştu. Bir nehir gibi dolu dizgin akan, mavi ve yeşil bir danstı kızı. Hep de öyle kalacak.
Dibine kadar simülasyona batmış bir halde, simülakrlara taparak ve tüketimin uyuşturan hazzı içinde profesyonel yaşamında yukarı doğru, kendisinin sözde en iyi versiyonuna ulaşmak için kendi zirvesine hızla ve hazla hoplaya zıplaya tırmanmakla meşguldü. Şimdilerde geriye bakınca “Baudrillard haklıymış” diyor. Nietszche’nin orta çağ Avrupa’sının sürü ahlakı 21. Yüzyıl’da Baudrillard’ın toplumsalın ve öznenin yok oluşuna dönüşmüşken o da kendini gerçekleştirmenin ne demek olduğu üzerine düşünmeye başlamıştı. Diyalektik iş başındaydı ve kısa süre sonra, önce yavaş yavaş sonra birdenbire olanlar olacaktı. İçinde bilimsel ve evrensel olana sadakati koruyarak insani olana, Protogoras’ın “İnsan her şeyin ölçüsüdür.” dediği o yerel ve göreli dünyalara yöneldi.
Pek çok organizasyonda orta ve üst düzey yöneticilik yaptı. Genel Müdür, Yönetim Kurulu Üyesi veya ekip arkadaşı olmak arasında bir fark görmedi. Hepsi ama hepsi birer mitti ve mitler onu kendi yolculuğuna eninde sonunda çıkaracaktı. Öyle de oldu. Kendi şirketini kurdu. Birlikte üretebilmek, üretileni gerçek, gerçeği anlamlı kılacak işler yapmaya önem verdi. Kimi zaman düştü kimi zaman kalktı ama öğrenmekten, düşünmekten, düşündüğünü paylaşmaktan hiç vaz geçmedi. Felsefe yaşamının tutkusu olmakla kalmamış, tıpkı Kant’ı dogmatik uykusundan uyandıran David Hume gibi, felsefe de onu yeni bir şafağa uyandırmıştı.
Felsefe, ona doğa bilimlerinin tarif ettiği dünyanın eksik taraflarını görmesine, ve hatta tamamlamasına olanak verdi. İnsanın dış dünya ile içindeki dünyanın arasında kalan sıkışmışlığına, o başlangıçtan beri var olan “arada kalma haline” korkmadan, cesurca ve aşkla bakabilmesini sağladı. İhsan Oktay Anar’ın dediği gibi: “…dünyadaki en büyük mutluluk bu Dünya’nın şahidi olmaktı.”
Bugün o artık, Nietszche’nin “Amor Fati” derken hissettiğine benzer bir sükûnet ve içinden gelen mutedil bir güçle, bugün onu o yapan binlerce yıllık yaşanmışlığın altında ezilmeden, geleceğin “değerlerini” yaratabilmekten başka bir anlam aramıyor. Bağlam yaşamakta ise anlam da sadece insandadır.
Sinan’ın tek kimliği insan olmaktır.
Oda Seçenekleri ve Fiyatlar:
Fiyatlara Dahil Olan Hizmetler :
4 gün 3 gece konaklama, tüm programlar, atölyeler, konaklama, kahvaltı ve akşam yemekleri. Seyahat Sağlık Sigortası. Akşam yemeklerinde her güne özel bir menü hazırlanmaktadır.
Tek kişilik , 2 kişilik odalarda konaklama mevcuttur. Konaklamalarımız Stone House Natural Taş evlerde gerçekleştirilmektedir. Taş evlerin konseptleri ve oda sayıları değişkenlik göstermektedir. Bazı taş evlerde iki farklı odanın ortak banyo kullanımı bulunmaktadır.
Fiyatlara Dahil Olmayan Hizmetler:
Kamp yerine ve Assos'a ulaşım, yemeklerdeki su harici içecekler, öğle yemekleri.
Kamp ücretleri:
Aşağıdaki tabloda yer almaktadır.
Ulaşım Hakkında Bilgi:
Assos Balabanlı'ya gelmek için Ayvacık terminaline otobüsle indikten sonra minibüsler aracılığıyla ya da taksiyle köye ulaşabilirsiniz. Küçükkuyu terminalinden sadece taksi ile ulaşım mümkündür.
Konaklama Yeri: Stone House Natural Life | Balabanlı Köyü
Assos'a 12km mesafede Balabanlı köyü içinde doğal yaşam ! süt, yumurta, zeytinyağı ve samimi insanları rahatlıkla bulabileceğiniz gerçek kuzeyege köy hayatı deneyimi sizi bekliyor. Balabanlı Köyü, Assos Antik Kentine, Kadırga Koyuna, Apollon Syminthion'a 20 dk. Adatepe ve Zeus Altarına 40 dk. uzaklıkta konumlanmış doğası ve eşsiz manzarası ile Assos'un en keyifli köylerinden biri.
Behramkale, Adatepe, Yeşilyurt, Şirince gibi popüler olmamış sokaklarında tavukların gezdiği, nufusu genelde yaşlı ninelerden oluşan sahile 4 km, Assos Antik Kent'e 9 km mesafede ardışık taş evlerden oluşan orjinalliği korunmuş sessiz sakin kendi halinde bir komün hayatı yaşanan bir köydeyiz. Balabanlı’da yaşam köylüler ile birlikte devam eder taze doğal köy ürünlerini ve bizce daha önemlisi samimi insanları rahatlıkla bulabileceğiniz etkileşim kurabileceğiniz gerçek kuzeyege köy hayatı deneyimini hissedersiniz. Meraları, yayları ve ovalarından enfes gündoğumu, günbatımını ki asya kıtasında güneş en son burada batar ve geceleri gökyüzündeki yıldızları çıplak gözle izleyebilirsiniz.
Mekân
Konaklamalarımızın gerçekleştiği hepsi birbirinden farklı büyklüklerde ve karakteristik özellikler taşıyan müstakil minik taş evler köyün sokakları içinde birlerine en fazla 10-15 metre mesaferlerde olup doğal köy hayatını birebir yaşamanızı köy dokusunu hissetmenizi sağlar, diğer konaklama ve yeme, içme program aktivitelerimizin yapıldığı ana binamız ise 2 taş evin birleşiminden oluşmuştur. İlk binanın midilli adasından gelen rum taş ustaları tarafından 100 yıl önce yapıldığı tahmin ediliyor, İkinci bina ise 1971 yılında evin oğlu evleneceği için yapılmış gelin damat yıllarca bu evde yaşamıştır, Kepi stili yöresel kesme ve yığma taş kullanılmıştır. 2018 yılında aslına sadık kalınarak restorasyondan geçmiştir. 350m2 özel çim alan izole bahçesi vardır, dileyen misafirlerimiz bahçede spor, yoga, retreat, küp ve testi boyama aktiviteleri yapabilir, köy civarında bisiklete binebilir, doğa yürüyüşü yapabilirler.
Mutfağımız
büyük çoğunluğu %100 naturel olarak köyümüzden yada civar köylerden temin edilen ürünler ile hazırlanan yemeklerimiz, mezelerimiz ve kahvaltılarımız endüstriyel mutfak ekipmanları ile üretilmez herkese açık şeffaf anne mutfağından günlük ve taze olarak hazırlanır, yine klasik otel menüleri gibi açık büfeden değil ticari kaygılardan uzak zengin ve bol çeşit ile tencereden sofraya direk sunulur.
**Katılım ve detaylı bilgi için sağ alt köşedeki workshopix mesaj gönder kutusunu kullanabilirsiniz.