Satın Alma Seçenekleri
Bu etkinlik , Tursab'a kayıtlı A 13122 lisans numaralı Workshopix Company Travel Agency aracılığıyla gerçekleşecektir.
Etkinlik Turizm Bakanlığı 21596 belge numaralı Stone House Natural Life otelde gerçekleşecektir.
Tarih: 3-6 Eylül 2026
Yer: Stone House Natural Life
24.Doğa ve Felsefe Kampı; Sanat ve Girişimcilik
24.Doğa ve Felsefe Kampı'nda Buluşuyoruz!
Doğa ve Felsefe Kampı: Assos'ta deniz, kum ve güneşten fazlası için buluşuyoruz!
''Felsefenin başladığı benzersiz bir coğrafyada, kalbine, zihnine, kalbine ve bedenine yıllarca hatırlayacağın harika bir ödül ver!''
Assos’un büyüleyici doğal güzellikleri arasında, yaşama, akla, bilgiye, aşka ve aslında insan dolayımında olan ne varsa hepsine dair unutulmaz bir zihinsel yolculuk yapmaya hazır olun. Konakladığımız orijinal taş evlerin otantik atmosferinde, eşsiz havanın ve denizin, yavaş akan zamanın dinginliğinin tadını çıkarın. Sabahları temiz havanın verdiği zindelikle uyanıp yeni güne yeni bir zihinsel bakış açısıyla başlayın.
Uzmanlar:
Doç.Dr. Ersan Ocak
Dr.Sinem Gökavşar Gökçe
Sinan Pekşen
Program Akışı:
3 Eylül günü saat 14:00 itibariyle Stone House Natural Life'da buluşmaya başlıyoruz. Saat 19:00'a kadar katılımcılarımızın girişleri olacaktır.
1.Gün - 3 Eylül, Perşembe
14:00 - 17:00 | Karşılama, Yerleşme ve Tanışma
19:00 - 20:00 | Tanışma
20:00 - 21:30 | Akşam Yemeği ve Sohbet
2.Gün - 4 Eylül, Cuma
09:00 - 10:30 | Sabah Kahvaltısı
11:00 - 13:30 | Sinan Pekşen
14:00 - 16:30 | Serbest Zaman: Deniz Zamanı :)
17:00 - 19:30 | Dünyayı Değiştiren Sosyal Girişimler | Dr. Sinem Gökavşar Gökçe
20:00 - 21:30 | Akşam Yemeği
21:30 | Film Gecesi
3.Gün - 5 Eylül, Cumartesi
09:30 - 10:30 | Sabah Kahvaltısı
11:00 - 13:30 | Sinemada Yaratıcılık | Doç.Dr.Ersan Ocak
14:00 - 16:30 | Serbest Zaman: Deniz Zamanı :)
17:00 - 19:30 | Sinan Pekşen
20:00 - 21:30 | Akşam Yemeği
21:30 | Sohbet Zamanı
4.Gün - 6 Eylül, Pazar
09:30 - 11:30 | Sabah Kahvaltısı
11:00 - 13:00 | Başlangıç ve Bitiş: Veda Zamanı | Sinan Pekşen
Kampa katılım için felsefeye, sanata, sosyolojiye ilginiz olması yeterli. Doğa ve Felsefe Kampına tek kişi olarak kayıt olabilirsiniz. İki kişilik oda tercih etmeniz durumunda size uyum sağlayabileceğiniz bir oda arkadaşı ayarlıyoruz. Daha önceki kamplarımızda çok güzel dostluklarda kuruldu.
Programda akışlara bağlı değişiklikler olabilir. Konaklamalar Assos Balabanlı Stone House Natural Life'da gerçekleşecektir. Odaların büyüklükleri ve konumları değişkenlik göstermektedir.
Doç.Dr. Ersan Ocak
Ersan Ocak, 1993 yılında, ODTÜ Şehir ve Bölge Plânlama Bölümü’nden mezun oldu. ODTÜ’de Kentsel Politika Plânlaması programından yüksek lisans; Bilkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nden doktora derecesi aldı. ODTÜ-GİSAM’da ve Başkent Üniversitesi Radyo, Televizyon, Sinema Bölümü’nde öğretim elemanı olarak çalıştı. ODTÜ'de, Medya ve Kültürel Çalışmalar Yüksek Lisans Programı'nın kurucuları arasında yer aldı ve bu programda görsel kültür ve belgesel sinema dersleri verdi. Bilkent Üniversitesi, İletişim ve Tasarım Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışırken NewMedia_OpenLab’i kurdu.
Şehircilik, (görsel) kültürel çalışmalar, sinema, belgesel, film yapımı, yeni medya, tasarımın temelleri, görsel iletişim teknikleri üzerine lisans ve yüksek lisans dersler vermiş; kent, kentsel yoksulluk, sözlü tarih, bellek, belgesel sinema, etkileşimli belgesel, yeni medya hikaye anlatıcılığı alanlarında araştırmaları bulunmaktadır. Yeni araştırma ilgileri "deneme film" ve "yeni medya belgeseli"dir. Ersan Ocak aynı zamanda deneysel video işleri ve belgesel filmler yapan bir sinemacıdır. Ayrıca, video performans ve video yerleştirme biçiminde sanat projeleri gerçekleştirmektedir. Doç. Dr. Ersan Ocak, TED Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi kadrosuna 2017 Ağustos’unda katıldı. Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nde lisans dersi verdi; Mimarlık ve Kent Çalışmaları Programı’nda yüksek lisans dersleri veriyor. 2021 yılında Görsel İletişim Tasarımı Bölümü'nü kurdu. Bu bölümün kurucu bölüm başkanlığı görevini yürütüyor ve tasarım derslerine giriyor.
Doç.Dr. Sinem Gökavşar Gökçe
Sinem Güravşar Gökçe, TED Ankara Koleji’ni bitirdikten sonra 2004 yılında Bilkent Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümünden mezun olmuştur. Yüksek lisansını 2007’de ODTÜ Endüstri Mühendisliği, Mühendislik Yönetimi bölümünde; doktorasını ise İnönü Üniversitesi, Yönetim ve Organizasyon alanında tamamlamıştır. Akademik yayınlarını çoğunlukla örgütsel davranış, yönetim, liderlik ve kamuda inovasyon konularında yapmıştır. Kamuda inovasyon alanında yaptığı araştırması 2019 yılında TTGV Dr. T. Fikret Yücel İnovasyon Ödülü’ne layık görülmüştür.
Doktora tezini yazdığı proje yönetimi konusu başta olmak üzere kamuda inovasyon, devlet destekleri, yatırım fizibiliteleri, sektörel değerlendirmeler, pazar analizi ve girişimcilik alanlarında çalışmıştır. Daha önce Bilkent Üniversitesi, Roketsan, ABİGEM, Fırat Kalkınma Ajansı, İnönü Üniversitesi ve Hitit Üniversitesi gibi çeşitli kurumlarda görev almış ve kendi eğitim ve danışmanlık firmasını kurarak girişimciliği de deneyimlemiştir. Toplum Gönüllüleri ve SendeGel gibi kuruluşlarda gönüllülük yapmıştır.
Eylül 2018’den beri İstasyonTEDÜ Sosyal İnovasyon Merkezi’nde Projeler Koordinatörü olarak görev almakta ve sosyal inovasyon ve sosyal girişimcilik alanlarında yürütülen araştırmalara destek vermektedir.
Sinan Pekşen
Genel teamülün aksine ağlayarak gelmedi o bu dünyaya. O, sessiz sedasız, gözleri ve ağzı kapalı fırlatılmıştı Heidegger’in işaret ettiği gibi. Klişeleşmiş doğum anı için bu durum çok uygunsuz ve aykırıydı ilk bakışta. Ölü doğduğu hissine kapılan doktor, ciğerlerinin açılmasıyla nefes almasını sağlamak için küçük ve kırmızı kıçına şaplak atmaktan tam vaz geçmek üzereydi ki Aristoteles’in Phronesis kategorisindeki bilgeliğinden epey yüksek bir pay almış deneyimli bir hemşirenin, zavallı doktorun elinden can havliyle onu alıp kurbanlık tavuk gibi iki bacağından baş aşağı tutarak, Ankara’nın o soğuk musluk suyunun altına sokmasıyla ağzını ve gözlerini ilk kez ve ölene dek kapatmamak üzere açtı. 70’li yılların başıydı, Boğaziçi Köprüsü açılmadan önce, 12 Mart Muhtırası verildikten hemen sonra, arada bir yerlerde doğmuştu işte. Yollar, köprüler yapmanın uygarlık olduğu masalı tabana yayılmamıştı henüz ama gücün kimde olduğu mesajı gayet net aktarılmıştı ışığı sağda veya solda arayanlarla Nietzsche’nin sürü ahlakına sahip arada kalmış yığınlara. Bu “arada kalmışlık hali” üzerinde doğduğu coğrafyanın kaderi gibi hayatın her döneminde kendini gösterecekti.
80’li, 90’lı yıllar ergenliğine ve gençliğine şekil veren açılım yıllarıydı. Türkiye kapitalist ve liberal dünyaya, çocuk da yeni ve rekabetçi bir hayata açılıyordu. Siyah beyaz tek kanallı televizyonun çok renkli, çok kanallı hale dönüşmesi gibi mahallenin devlet ilkokulundan mezun olup Ankara Koleji’ne geçişi de renkli oldu. Okulun ücretini karşılayamayacağını düşünen memur babası oğlanı okula kaydettirmek için üç gün üç gece uyumadı, hesap yaptı, 78 model Renault’sunu sattı ve sonunda Adana’lı ilkokul öğretmeninin fazlaca “açık sözlü” sert silkelemesi ile sonunda ikna olup, ileride akademik anlamda babasını hiç üzmeyecek bu çocuğu koleje kaydettirdi. Ancak baba tipik bir Cumhuriyet Yurttaşı idi ve modern düşüncenin emrettiği üzere fizik, kimya, biyoloji ve benzeri doğa bilimleri dışında hiçbir bilginin “gerçek” ve “değerli” ve hatta “önemli” olmadığı yönünde ciddi ve taş gibi sert fikirleri vardı. Sessizce dünyaya gelen bu çocuk, yeni hayatının yeni “değerlerini” de böylece sessizce kabul etti. Pozitif bilimleri sevdi. Arabaların, uçakların, doğa belgesellerinin (ve en çok da Jacques-Yves Cousteau’nun televizyonda haftada bir yayınlanan, denizlerin altında, o zaman kadar kimsenin bilmediği o büyülü yaşamı zihinlerimize kazıyan video-belgeselin) kişiliğini karakterize edecek en önde gelen ve en derin ilgi alanları olduğunu uzun yıllar sonra fark edecekti. Yaşadığı apartmanda 1. katta oturan arkadaşı Ali’nin akademisyen babasının abone olup yurtdışından posta ile getirttiği İngilizce yayınlanan ve muhteşem fotoğraflarla dolu kuşe kâğıda renkli baskılı National Geographic dergisini getiren postacıyı, arkadaşı ile apartmanın dış kapısının önünde heyecanla ve sabırsızca beklerdi. Yaz akşamlarında mahalleden üç beş oğlanla bir duvarın üstünde oturur, kutu kola içer, dünyayı kurtarırlardı. Modernin bütün büyük anlatılarına kalpten destek verir, yerel değil evrensel olanın peşinde koşmak gerektiğine inanırdı. Gerçek tekti, herkes için her zaman geçerli olanın dışında herhangi bir “değer” yoktu. Gerçek bilgi sadece bilimsel olandı. Saftı ve lekesiz günlerdi.
ODTÜ kazanılmış, havacılık uçak falan mühendisi olunmuş, yetmemiş yüksek lisans bitmiş, doktoraya başlanmış 2000’li yılların kapısı çalınmıştı. Post-modern genelde ülkenin, özelde yaşantısının sınırlarından içeri girmişti artık. İlk etkisini mühendislik doktorasına elveda demekle gösterdi. Yetmedi Ankara’ya ve mühendislik kariyerine de veda etti. Bu kez İstanbul’da, yeni bir hayat kurulması gerekiyordu. O da öyle yaptı.
Post-modern olmayı reddedip moderni kıyasıya eleştiren Jean Baudrillard 2007 yılında öldüğünde geriye toplumların gerçeklik algısını sorguladığı “Simülakrlar ve Simülasyon”, tüketim kültürünün ipliğini pazara çıkardığı “Tüketim Toplumu” adlı kitaplarını bıraktı. Sinan ise evlenmiş ve iki yaşında bir kız çocuğu olmuştu. Bir nehir gibi dolu dizgin akan, mavi ve yeşil bir danstı kızı. Hep de öyle kalacak.
Dibine kadar simülasyona batmış bir halde, simülakrlara taparak ve tüketimin uyuşturan hazzı içinde profesyonel yaşamında yukarı doğru, kendisinin sözde en iyi versiyonuna ulaşmak için kendi zirvesine hızla ve hazla hoplaya zıplaya tırmanmakla meşguldü. Şimdilerde geriye bakınca “Baudrillard haklıymış” diyor. Nietszche’nin orta çağ Avrupa’sının sürü ahlakı 21. Yüzyıl’da Baudrillard’ın toplumsalın ve öznenin yok oluşuna dönüşmüşken o da kendini gerçekleştirmenin ne demek olduğu üzerine düşünmeye başlamıştı. Diyalektik iş başındaydı ve kısa süre sonra, önce yavaş yavaş sonra birdenbire olanlar olacaktı. İçinde bilimsel ve evrensel olana sadakati koruyarak insani olana, Protogoras’ın “İnsan her şeyin ölçüsüdür.” dediği o yerel ve göreli dünyalara yöneldi.
Pek çok organizasyonda orta ve üst düzey yöneticilik yaptı. Genel Müdür, Yönetim Kurulu Üyesi veya ekip arkadaşı olmak arasında bir fark görmedi. Hepsi ama hepsi birer mitti ve mitler onu kendi yolculuğuna eninde sonunda çıkaracaktı. Öyle de oldu. Kendi şirketini kurdu. Birlikte üretebilmek, üretileni gerçek, gerçeği anlamlı kılacak işler yapmaya önem verdi. Kimi zaman düştü kimi zaman kalktı ama öğrenmekten, düşünmekten, düşündüğünü paylaşmaktan hiç vaz geçmedi. Felsefe yaşamının tutkusu olmakla kalmamış, tıpkı Kant’ı dogmatik uykusundan uyandıran David Hume gibi, felsefe de onu yeni bir şafağa uyandırmıştı.
Felsefe, ona doğa bilimlerinin tarif ettiği dünyanın eksik taraflarını görmesine, ve hatta tamamlamasına olanak verdi. İnsanın dış dünya ile içindeki dünyanın arasında kalan sıkışmışlığına, o başlangıçtan beri var olan “arada kalma haline” korkmadan, cesurca ve aşkla bakabilmesini sağladı. İhsan Oktay Anar’ın dediği gibi: “…dünyadaki en büyük mutluluk bu Dünya’nın şahidi olmaktı.”
Bugün o artık, Nietszche’nin “Amor Fati” derken hissettiğine benzer bir sükûnet ve içinden gelen mutedil bir güçle, bugün onu o yapan binlerce yıllık yaşanmışlığın altında ezilmeden, geleceğin “değerlerini” yaratabilmekten başka bir anlam aramıyor. Bağlam yaşamakta ise anlam da sadece insandadır. Sinan’ın tek kimliği insan olmaktır.
Oda Seçenekleri ve Fiyatlar:
Fiyatlara Dahil Olan Hizmetler :
Tüm progrmlar, atölyeler, konaklama, kahvaltı ve akşam yemekleri. Seyahat Sağlık Sigortası. Akşam yemeklerinde her güne özel bir menü hazırlanmaktadır.
Tek kişilik , 2 kişilik odalarda konaklama mevcuttur. Konaklamalarımız Stone House Natural Taş evlerde gerçekleştirilmektedir. Taş evlerin konseptleri ve oda sayıları değişkenlik göstermektedir. Bazı taş evlerde iki farklı odanın ortak banyo kullanımı bulunmaktadır.
Fiyatlara Dahil Olmayan Hizmetler:
Kamp yerine ve Assos'a ulaşım, yemeklerdeki su harici içecekler, öğle yemekleri.
Kamp ücretleri:
Aşağıdaki tabloda yer almaktadır.
Ulaşım Hakkında Bilgi:
Assos Balabanlı'ya gelmek için Ayvacık terminaline otobüsle indikten sonra minibüsler aracılığıyla ya da taksiyle köye ulaşabilirsiniz. Küçükkuyu terminalinden sadece taksi ile ulaşım mümkündür.
Konaklama Yeri: Stone House Natural Life | Balabanlı Köyü
Assos'a 12km mesafede Balabanlı köyü içinde doğal yaşam ! süt, yumurta, zeytinyağı ve samimi insanları rahatlıkla bulabileceğiniz gerçek kuzeyege köy hayatı deneyimi sizi bekliyor. Balabanlı Köyü, Assos Antik Kentine, Kadırga Koyuna, Apollon Syminthion'a 20 dk. Adatepe ve Zeus Altarına 40 dk. uzaklıkta konumlanmış doğası ve eşsiz manzarası ile Assos'un en keyifli köylerinden biri.
Behramkale, Adatepe, Yeşilyurt, Şirince gibi popüler olmamış sokaklarında tavukların gezdiği, nufusu genelde yaşlı ninelerden oluşan sahile 4 km, Assos Antik Kent'e 9 km mesafede ardışık taş evlerden oluşan orjinalliği korunmuş sessiz sakin kendi halinde bir komün hayatı yaşanan bir köydeyiz. Balabanlı’da yaşam köylüler ile birlikte devam eder taze doğal köy ürünlerini ve bizce daha önemlisi samimi insanları rahatlıkla bulabileceğiniz etkileşim kurabileceğiniz gerçek kuzeyege köy hayatı deneyimini hissedersiniz. Meraları, yayları ve ovalarından enfes gündoğumu, günbatımını ki asya kıtasında güneş en son burada batar ve geceleri gökyüzündeki yıldızları çıplak gözle izleyebilirsiniz.
Mekân
Konaklamalarımızın gerçekleştiği hepsi birbirinden farklı büyklüklerde ve karakteristik özellikler taşıyan müstakil minik taş evler köyün sokakları içinde birlerine en fazla 10-15 metre mesaferlerde olup doğal köy hayatını birebir yaşamanızı köy dokusunu hissetmenizi sağlar, diğer konaklama ve yeme, içme program aktivitelerimizin yapıldığı ana binamız ise 2 taş evin birleşiminden oluşmuştur. İlk binanın midilli adasından gelen rum taş ustaları tarafından 100 yıl önce yapıldığı tahmin ediliyor, İkinci bina ise 1971 yılında evin oğlu evleneceği için yapılmış gelin damat yıllarca bu evde yaşamıştır, Kepi stili yöresel kesme ve yığma taş kullanılmıştır. 2018 yılında aslına sadık kalınarak restorasyondan geçmiştir. 350m2 özel çim alan izole bahçesi vardır, dileyen misafirlerimiz bahçede spor, yoga, retreat, küp ve testi boyama aktiviteleri yapabilir, köy civarında bisiklete binebilir, doğa yürüyüşü yapabilirler.
Mutfağımız
büyük çoğunluğu %100 naturel olarak köyümüzden yada civar köylerden temin edilen ürünler ile hazırlanan yemeklerimiz, mezelerimiz ve kahvaltılarımız endüstriyel mutfak ekipmanları ile üretilmez herkese açık şeffaf anne mutfağından günlük ve taze olarak hazırlanır, yine klasik otel menüleri gibi açık büfeden değil ticari kaygılardan uzak zengin ve bol çeşit ile tencereden sofraya direk sunulur.
**Tek Kişilik Oda talebiniz olması durumunda 'Mesaj Gönder' kutucuğundan talebinizi iletebilirsiniz.
**Katılım ve detaylı bilgi için sağ alt köşedeki workshopix mesaj gönder kutusunu kullanabilirsiniz.
Tarih: 3-6 Eylül 2026
Yer: Stone House Natural Life
24.Doğa ve Felsefe Kampı; Sanat ve Girişimcilik
24.Doğa ve Felsefe Kampı'nda Buluşuyoruz!
Doğa ve Felsefe Kampı: Assos'ta deniz, kum ve güneşten fazlası için buluşuyoruz!
''Felsefenin başladığı benzersiz bir coğrafyada, kalbine, zihnine, kalbine ve bedenine yıllarca hatırlayacağın harika bir ödül ver!''
Assos’un büyüleyici doğal güzellikleri arasında, yaşama, akla, bilgiye, aşka ve aslında insan dolayımında olan ne varsa hepsine dair unutulmaz bir zihinsel yolculuk yapmaya hazır olun. Konakladığımız orijinal taş evlerin otantik atmosferinde, eşsiz havanın ve denizin, yavaş akan zamanın dinginliğinin tadını çıkarın. Sabahları temiz havanın verdiği zindelikle uyanıp yeni güne yeni bir zihinsel bakış açısıyla başlayın.
Uzmanlar:
Doç.Dr. Ersan Ocak
Dr.Sinem Gökavşar Gökçe
Sinan Pekşen
Program Akışı:
3 Eylül günü saat 14:00 itibariyle Stone House Natural Life'da buluşmaya başlıyoruz. Saat 19:00'a kadar katılımcılarımızın girişleri olacaktır.
1.Gün - 3 Eylül, Perşembe
14:00 - 17:00 | Karşılama, Yerleşme ve Tanışma
19:00 - 20:00 | Tanışma
20:00 - 21:30 | Akşam Yemeği ve Sohbet
2.Gün - 4 Eylül, Cuma
09:00 - 10:30 | Sabah Kahvaltısı
11:00 - 13:30 | Sinan Pekşen
14:00 - 16:30 | Serbest Zaman: Deniz Zamanı :)
17:00 - 19:30 | Dünyayı Değiştiren Sosyal Girişimler | Dr. Sinem Gökavşar Gökçe
20:00 - 21:30 | Akşam Yemeği
21:30 | Film Gecesi
3.Gün - 5 Eylül, Cumartesi
09:30 - 10:30 | Sabah Kahvaltısı
11:00 - 13:30 | Sinemada Yaratıcılık | Doç.Dr.Ersan Ocak
14:00 - 16:30 | Serbest Zaman: Deniz Zamanı :)
17:00 - 19:30 | Sinan Pekşen
20:00 - 21:30 | Akşam Yemeği
21:30 | Sohbet Zamanı
4.Gün - 6 Eylül, Pazar
09:30 - 11:30 | Sabah Kahvaltısı
11:00 - 13:00 | Başlangıç ve Bitiş: Veda Zamanı | Sinan Pekşen
Kampa katılım için felsefeye, sanata, sosyolojiye ilginiz olması yeterli. Doğa ve Felsefe Kampına tek kişi olarak kayıt olabilirsiniz. İki kişilik oda tercih etmeniz durumunda size uyum sağlayabileceğiniz bir oda arkadaşı ayarlıyoruz. Daha önceki kamplarımızda çok güzel dostluklarda kuruldu.
Programda akışlara bağlı değişiklikler olabilir. Konaklamalar Assos Balabanlı Stone House Natural Life'da gerçekleşecektir. Odaların büyüklükleri ve konumları değişkenlik göstermektedir.
Doç.Dr. Ersan Ocak
Ersan Ocak, 1993 yılında, ODTÜ Şehir ve Bölge Plânlama Bölümü’nden mezun oldu. ODTÜ’de Kentsel Politika Plânlaması programından yüksek lisans; Bilkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nden doktora derecesi aldı. ODTÜ-GİSAM’da ve Başkent Üniversitesi Radyo, Televizyon, Sinema Bölümü’nde öğretim elemanı olarak çalıştı. ODTÜ'de, Medya ve Kültürel Çalışmalar Yüksek Lisans Programı'nın kurucuları arasında yer aldı ve bu programda görsel kültür ve belgesel sinema dersleri verdi. Bilkent Üniversitesi, İletişim ve Tasarım Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışırken NewMedia_OpenLab’i kurdu.
Şehircilik, (görsel) kültürel çalışmalar, sinema, belgesel, film yapımı, yeni medya, tasarımın temelleri, görsel iletişim teknikleri üzerine lisans ve yüksek lisans dersler vermiş; kent, kentsel yoksulluk, sözlü tarih, bellek, belgesel sinema, etkileşimli belgesel, yeni medya hikaye anlatıcılığı alanlarında araştırmaları bulunmaktadır. Yeni araştırma ilgileri "deneme film" ve "yeni medya belgeseli"dir. Ersan Ocak aynı zamanda deneysel video işleri ve belgesel filmler yapan bir sinemacıdır. Ayrıca, video performans ve video yerleştirme biçiminde sanat projeleri gerçekleştirmektedir. Doç. Dr. Ersan Ocak, TED Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi kadrosuna 2017 Ağustos’unda katıldı. Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nde lisans dersi verdi; Mimarlık ve Kent Çalışmaları Programı’nda yüksek lisans dersleri veriyor. 2021 yılında Görsel İletişim Tasarımı Bölümü'nü kurdu. Bu bölümün kurucu bölüm başkanlığı görevini yürütüyor ve tasarım derslerine giriyor.
Doç.Dr. Sinem Gökavşar Gökçe
Sinem Güravşar Gökçe, TED Ankara Koleji’ni bitirdikten sonra 2004 yılında Bilkent Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümünden mezun olmuştur. Yüksek lisansını 2007’de ODTÜ Endüstri Mühendisliği, Mühendislik Yönetimi bölümünde; doktorasını ise İnönü Üniversitesi, Yönetim ve Organizasyon alanında tamamlamıştır. Akademik yayınlarını çoğunlukla örgütsel davranış, yönetim, liderlik ve kamuda inovasyon konularında yapmıştır. Kamuda inovasyon alanında yaptığı araştırması 2019 yılında TTGV Dr. T. Fikret Yücel İnovasyon Ödülü’ne layık görülmüştür.
Doktora tezini yazdığı proje yönetimi konusu başta olmak üzere kamuda inovasyon, devlet destekleri, yatırım fizibiliteleri, sektörel değerlendirmeler, pazar analizi ve girişimcilik alanlarında çalışmıştır. Daha önce Bilkent Üniversitesi, Roketsan, ABİGEM, Fırat Kalkınma Ajansı, İnönü Üniversitesi ve Hitit Üniversitesi gibi çeşitli kurumlarda görev almış ve kendi eğitim ve danışmanlık firmasını kurarak girişimciliği de deneyimlemiştir. Toplum Gönüllüleri ve SendeGel gibi kuruluşlarda gönüllülük yapmıştır.
Eylül 2018’den beri İstasyonTEDÜ Sosyal İnovasyon Merkezi’nde Projeler Koordinatörü olarak görev almakta ve sosyal inovasyon ve sosyal girişimcilik alanlarında yürütülen araştırmalara destek vermektedir.
Sinan Pekşen
Genel teamülün aksine ağlayarak gelmedi o bu dünyaya. O, sessiz sedasız, gözleri ve ağzı kapalı fırlatılmıştı Heidegger’in işaret ettiği gibi. Klişeleşmiş doğum anı için bu durum çok uygunsuz ve aykırıydı ilk bakışta. Ölü doğduğu hissine kapılan doktor, ciğerlerinin açılmasıyla nefes almasını sağlamak için küçük ve kırmızı kıçına şaplak atmaktan tam vaz geçmek üzereydi ki Aristoteles’in Phronesis kategorisindeki bilgeliğinden epey yüksek bir pay almış deneyimli bir hemşirenin, zavallı doktorun elinden can havliyle onu alıp kurbanlık tavuk gibi iki bacağından baş aşağı tutarak, Ankara’nın o soğuk musluk suyunun altına sokmasıyla ağzını ve gözlerini ilk kez ve ölene dek kapatmamak üzere açtı. 70’li yılların başıydı, Boğaziçi Köprüsü açılmadan önce, 12 Mart Muhtırası verildikten hemen sonra, arada bir yerlerde doğmuştu işte. Yollar, köprüler yapmanın uygarlık olduğu masalı tabana yayılmamıştı henüz ama gücün kimde olduğu mesajı gayet net aktarılmıştı ışığı sağda veya solda arayanlarla Nietzsche’nin sürü ahlakına sahip arada kalmış yığınlara. Bu “arada kalmışlık hali” üzerinde doğduğu coğrafyanın kaderi gibi hayatın her döneminde kendini gösterecekti.
80’li, 90’lı yıllar ergenliğine ve gençliğine şekil veren açılım yıllarıydı. Türkiye kapitalist ve liberal dünyaya, çocuk da yeni ve rekabetçi bir hayata açılıyordu. Siyah beyaz tek kanallı televizyonun çok renkli, çok kanallı hale dönüşmesi gibi mahallenin devlet ilkokulundan mezun olup Ankara Koleji’ne geçişi de renkli oldu. Okulun ücretini karşılayamayacağını düşünen memur babası oğlanı okula kaydettirmek için üç gün üç gece uyumadı, hesap yaptı, 78 model Renault’sunu sattı ve sonunda Adana’lı ilkokul öğretmeninin fazlaca “açık sözlü” sert silkelemesi ile sonunda ikna olup, ileride akademik anlamda babasını hiç üzmeyecek bu çocuğu koleje kaydettirdi. Ancak baba tipik bir Cumhuriyet Yurttaşı idi ve modern düşüncenin emrettiği üzere fizik, kimya, biyoloji ve benzeri doğa bilimleri dışında hiçbir bilginin “gerçek” ve “değerli” ve hatta “önemli” olmadığı yönünde ciddi ve taş gibi sert fikirleri vardı. Sessizce dünyaya gelen bu çocuk, yeni hayatının yeni “değerlerini” de böylece sessizce kabul etti. Pozitif bilimleri sevdi. Arabaların, uçakların, doğa belgesellerinin (ve en çok da Jacques-Yves Cousteau’nun televizyonda haftada bir yayınlanan, denizlerin altında, o zaman kadar kimsenin bilmediği o büyülü yaşamı zihinlerimize kazıyan video-belgeselin) kişiliğini karakterize edecek en önde gelen ve en derin ilgi alanları olduğunu uzun yıllar sonra fark edecekti. Yaşadığı apartmanda 1. katta oturan arkadaşı Ali’nin akademisyen babasının abone olup yurtdışından posta ile getirttiği İngilizce yayınlanan ve muhteşem fotoğraflarla dolu kuşe kâğıda renkli baskılı National Geographic dergisini getiren postacıyı, arkadaşı ile apartmanın dış kapısının önünde heyecanla ve sabırsızca beklerdi. Yaz akşamlarında mahalleden üç beş oğlanla bir duvarın üstünde oturur, kutu kola içer, dünyayı kurtarırlardı. Modernin bütün büyük anlatılarına kalpten destek verir, yerel değil evrensel olanın peşinde koşmak gerektiğine inanırdı. Gerçek tekti, herkes için her zaman geçerli olanın dışında herhangi bir “değer” yoktu. Gerçek bilgi sadece bilimsel olandı. Saftı ve lekesiz günlerdi.
ODTÜ kazanılmış, havacılık uçak falan mühendisi olunmuş, yetmemiş yüksek lisans bitmiş, doktoraya başlanmış 2000’li yılların kapısı çalınmıştı. Post-modern genelde ülkenin, özelde yaşantısının sınırlarından içeri girmişti artık. İlk etkisini mühendislik doktorasına elveda demekle gösterdi. Yetmedi Ankara’ya ve mühendislik kariyerine de veda etti. Bu kez İstanbul’da, yeni bir hayat kurulması gerekiyordu. O da öyle yaptı.
Post-modern olmayı reddedip moderni kıyasıya eleştiren Jean Baudrillard 2007 yılında öldüğünde geriye toplumların gerçeklik algısını sorguladığı “Simülakrlar ve Simülasyon”, tüketim kültürünün ipliğini pazara çıkardığı “Tüketim Toplumu” adlı kitaplarını bıraktı. Sinan ise evlenmiş ve iki yaşında bir kız çocuğu olmuştu. Bir nehir gibi dolu dizgin akan, mavi ve yeşil bir danstı kızı. Hep de öyle kalacak.
Dibine kadar simülasyona batmış bir halde, simülakrlara taparak ve tüketimin uyuşturan hazzı içinde profesyonel yaşamında yukarı doğru, kendisinin sözde en iyi versiyonuna ulaşmak için kendi zirvesine hızla ve hazla hoplaya zıplaya tırmanmakla meşguldü. Şimdilerde geriye bakınca “Baudrillard haklıymış” diyor. Nietszche’nin orta çağ Avrupa’sının sürü ahlakı 21. Yüzyıl’da Baudrillard’ın toplumsalın ve öznenin yok oluşuna dönüşmüşken o da kendini gerçekleştirmenin ne demek olduğu üzerine düşünmeye başlamıştı. Diyalektik iş başındaydı ve kısa süre sonra, önce yavaş yavaş sonra birdenbire olanlar olacaktı. İçinde bilimsel ve evrensel olana sadakati koruyarak insani olana, Protogoras’ın “İnsan her şeyin ölçüsüdür.” dediği o yerel ve göreli dünyalara yöneldi.
Pek çok organizasyonda orta ve üst düzey yöneticilik yaptı. Genel Müdür, Yönetim Kurulu Üyesi veya ekip arkadaşı olmak arasında bir fark görmedi. Hepsi ama hepsi birer mitti ve mitler onu kendi yolculuğuna eninde sonunda çıkaracaktı. Öyle de oldu. Kendi şirketini kurdu. Birlikte üretebilmek, üretileni gerçek, gerçeği anlamlı kılacak işler yapmaya önem verdi. Kimi zaman düştü kimi zaman kalktı ama öğrenmekten, düşünmekten, düşündüğünü paylaşmaktan hiç vaz geçmedi. Felsefe yaşamının tutkusu olmakla kalmamış, tıpkı Kant’ı dogmatik uykusundan uyandıran David Hume gibi, felsefe de onu yeni bir şafağa uyandırmıştı.
Felsefe, ona doğa bilimlerinin tarif ettiği dünyanın eksik taraflarını görmesine, ve hatta tamamlamasına olanak verdi. İnsanın dış dünya ile içindeki dünyanın arasında kalan sıkışmışlığına, o başlangıçtan beri var olan “arada kalma haline” korkmadan, cesurca ve aşkla bakabilmesini sağladı. İhsan Oktay Anar’ın dediği gibi: “…dünyadaki en büyük mutluluk bu Dünya’nın şahidi olmaktı.”
Bugün o artık, Nietszche’nin “Amor Fati” derken hissettiğine benzer bir sükûnet ve içinden gelen mutedil bir güçle, bugün onu o yapan binlerce yıllık yaşanmışlığın altında ezilmeden, geleceğin “değerlerini” yaratabilmekten başka bir anlam aramıyor. Bağlam yaşamakta ise anlam da sadece insandadır. Sinan’ın tek kimliği insan olmaktır.
Oda Seçenekleri ve Fiyatlar:
Fiyatlara Dahil Olan Hizmetler :
Tüm progrmlar, atölyeler, konaklama, kahvaltı ve akşam yemekleri. Seyahat Sağlık Sigortası. Akşam yemeklerinde her güne özel bir menü hazırlanmaktadır.
Tek kişilik , 2 kişilik odalarda konaklama mevcuttur. Konaklamalarımız Stone House Natural Taş evlerde gerçekleştirilmektedir. Taş evlerin konseptleri ve oda sayıları değişkenlik göstermektedir. Bazı taş evlerde iki farklı odanın ortak banyo kullanımı bulunmaktadır.
Fiyatlara Dahil Olmayan Hizmetler:
Kamp yerine ve Assos'a ulaşım, yemeklerdeki su harici içecekler, öğle yemekleri.
Kamp ücretleri:
Aşağıdaki tabloda yer almaktadır.
Ulaşım Hakkında Bilgi:
Assos Balabanlı'ya gelmek için Ayvacık terminaline otobüsle indikten sonra minibüsler aracılığıyla ya da taksiyle köye ulaşabilirsiniz. Küçükkuyu terminalinden sadece taksi ile ulaşım mümkündür.
Konaklama Yeri: Stone House Natural Life | Balabanlı Köyü
Assos'a 12km mesafede Balabanlı köyü içinde doğal yaşam ! süt, yumurta, zeytinyağı ve samimi insanları rahatlıkla bulabileceğiniz gerçek kuzeyege köy hayatı deneyimi sizi bekliyor. Balabanlı Köyü, Assos Antik Kentine, Kadırga Koyuna, Apollon Syminthion'a 20 dk. Adatepe ve Zeus Altarına 40 dk. uzaklıkta konumlanmış doğası ve eşsiz manzarası ile Assos'un en keyifli köylerinden biri.
Behramkale, Adatepe, Yeşilyurt, Şirince gibi popüler olmamış sokaklarında tavukların gezdiği, nufusu genelde yaşlı ninelerden oluşan sahile 4 km, Assos Antik Kent'e 9 km mesafede ardışık taş evlerden oluşan orjinalliği korunmuş sessiz sakin kendi halinde bir komün hayatı yaşanan bir köydeyiz. Balabanlı’da yaşam köylüler ile birlikte devam eder taze doğal köy ürünlerini ve bizce daha önemlisi samimi insanları rahatlıkla bulabileceğiniz etkileşim kurabileceğiniz gerçek kuzeyege köy hayatı deneyimini hissedersiniz. Meraları, yayları ve ovalarından enfes gündoğumu, günbatımını ki asya kıtasında güneş en son burada batar ve geceleri gökyüzündeki yıldızları çıplak gözle izleyebilirsiniz.
Mekân
Konaklamalarımızın gerçekleştiği hepsi birbirinden farklı büyklüklerde ve karakteristik özellikler taşıyan müstakil minik taş evler köyün sokakları içinde birlerine en fazla 10-15 metre mesaferlerde olup doğal köy hayatını birebir yaşamanızı köy dokusunu hissetmenizi sağlar, diğer konaklama ve yeme, içme program aktivitelerimizin yapıldığı ana binamız ise 2 taş evin birleşiminden oluşmuştur. İlk binanın midilli adasından gelen rum taş ustaları tarafından 100 yıl önce yapıldığı tahmin ediliyor, İkinci bina ise 1971 yılında evin oğlu evleneceği için yapılmış gelin damat yıllarca bu evde yaşamıştır, Kepi stili yöresel kesme ve yığma taş kullanılmıştır. 2018 yılında aslına sadık kalınarak restorasyondan geçmiştir. 350m2 özel çim alan izole bahçesi vardır, dileyen misafirlerimiz bahçede spor, yoga, retreat, küp ve testi boyama aktiviteleri yapabilir, köy civarında bisiklete binebilir, doğa yürüyüşü yapabilirler.
Mutfağımız
büyük çoğunluğu %100 naturel olarak köyümüzden yada civar köylerden temin edilen ürünler ile hazırlanan yemeklerimiz, mezelerimiz ve kahvaltılarımız endüstriyel mutfak ekipmanları ile üretilmez herkese açık şeffaf anne mutfağından günlük ve taze olarak hazırlanır, yine klasik otel menüleri gibi açık büfeden değil ticari kaygılardan uzak zengin ve bol çeşit ile tencereden sofraya direk sunulur.
**Tek Kişilik Oda talebiniz olması durumunda 'Mesaj Gönder' kutucuğundan talebinizi iletebilirsiniz.
**Katılım ve detaylı bilgi için sağ alt köşedeki workshopix mesaj gönder kutusunu kullanabilirsiniz.